Türkiye Cumhuriyeti

Milano Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

10 Kasım Atatürk'ü anma gününde yapılan konuşma, 10.11.2016

Değerli vatandaşlarım,

Kurtuluş Savaşımızın lideri, Cumhuriyetimizin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete intikalinin 78. yılında saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz. Tüm Türk milleti gibi biz de bugün Milano’da sizlerle birlikte Yüce Atamızın yasını tutuyor, onu şükran ve sevgiyle yad ediyoruz. Bununla birlikte, 10 Kasımların sadece yas tutma günleri olmadığının, aynı zamanda Atatürk’ü daha iyi anlamak, O’nun eşsiz hizmetlerini daha iyi kavramak amacıyla biraraya geldiğimiz günler olduğunun da bilincindeyiz.

Kıymetli misafirler,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün zekası, devlet adamlığı, sağduyusu, askeri yetenekleri, diplomatik kabiliyetleri ve diğer üstün vasıfları hakkında bugüne kadar çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Benim burada Ulu Önderimizin özellikle belirtmek istediğim en büyük vasfı ise onun engin ileri görüşlülüğüdür.

Öyle bir devlet düşünün ki,  savaşlardan bitap düşmüş, orduları dağıtılmış, limanlarına girilmiş, kaleleri zaptedilmiş, dört bir köşesi yabancı güçler tarafından işgal edilmiş, kurtuluş için ülkenin geleceğinin manda veya himaye altına alınmasını savunanlar peydah olmuş ve bu ülkenin gerçek kahramanları ise vatan haini ilan edilmiş…

İşte Mustafa Kemal böyle bir umutsuzluk ve yılgınlık ortamında eşsiz öngörüsü ve dehasıyla “Milletin geleceğini ancak milletin tayin edebileceğini” tüm dünyaya haykırmış ve kurtuluş mücadelemizi başlatmıştır. Onun bu engin ileri görüşlülüğü, yılmaz kararlılığı ve bağımsızlığın mutlaka kazanılacağına olan sağlam inancı sayesinde bu millet kurtuluş mücadelesini başlatmış ve bu sene 93. Yılını kutladığımız Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yol açılmıştır.

Kuşkusuz, Atatürk’ün bizlere en büyük armağanı Türk tarihinin en önemli ilerleme ve çağdaşlaşma hamlesi olan Cumhuriyettir. Cumhuriyet sadece bizim tarihimizin değil, dünya tarihinin de en önemli aydınlanma projelerinden birisidir. Bağımsızlığına yeni kavuşan birçok devlet kendine Türkiye Cumhuriyetini örnek almıştır. Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte millet iradesi egemen olmuş, toplum ümmetten ulusa, birey ise kuldan yurttaş konumuna yükselmiştir.

Değerli konuklar,

Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğunu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında dile getirdiği şu ifadeler açıkça ortaya koymaktadır:

"Validem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Validemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse validemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun".

Kıymetli konuklar,

Milletimizin Atamızın bu sözlerini şiar edindiğini, yeni işgal girişimlerine karşı da aynı mücadeleyi verdiğini, hainlerin silahlarına göğsünü siper ederek, canı pahasına özgürlüğüne ve bağımsızlığına sahip çıktığına 15 Temmuz gecesi hep beraber şahit olduk.

Değerli vatandaşlarımız,

Asrın dev lideri, insanlık tarihinde eşine rastlanmamış bir çağdaşlaşma devrimine imza atmış, bu devrimlerini pekiştirmek için toplumun desteğini almaya önem vermiş ve bizlere daima ileriyi hedefleyen bir Cumhuriyet bırakmıştır. Türk ulusu olarak bugün Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllara göre hangi aşamaya geldiğimize bakarsak, Atatürk’ün değerini çok daha iyi anlayabileceğimize inanıyorum.
Bugün bizi içten ve dıştan yıkmaya çalışan tüm saldırılara karşı Türkiye cumhuriyeti dimdik ayakta durmaktadır. Neden? Çünkü Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet en sağlam temeller üzerine inşa edilmiştir.

Değerli vatandaşlarım,

Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki dönemi, Yüce Önder’in topyekün çağdaşlaşma hareketini başlattığı yılları düşünün. Toplum olarak Batının ne kadar gerisinde bulunuyorduk. 1920’lerin ortalarında yaptığı bir konuşmasında Mustafa Kemal “Birbirimizi aldatmayalım. Uygar Dünya çok ileridedir. Buna yetişmek ve o uygarlık dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz” demiştir. Uygar dünyaya yetişmek ve Türk toplumunu uygarlık dairesine dahil etmek, Atatürk’ün başlıca hedefi olmuştur.

Şüphesiz o günden bugüne dev adımlar attık, büyük yollar katettik. Artık uluslararası toplumun saygın bir üyesiyiz. Bugün geldiğimiz noktada 93 yıllık Cumhuriyetimizin bir başarı hikayesi olduğunu görüyoruz.

Ancak, Ulu Önderimizin bizlere bıraktığı çağdaşlaşma projesinin henüz tamamlanmış bir proje olmadığının da bilincindeyiz. Zaten, çağdaş uygarlık hergün kendini yenileyen bir kavramdır. Bu nedenle, Cumhuriyetimizi Atatürk’ün gösterdiği “Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak” en büyük misyonumuz olmalıdır. Büyük Önderimizi andığımız bugün O’nun mirasına yas tutarak değil, fikir ve düşüncelerini daha iyi anlayıp, uygulayarak, çağdaş uygarlık yolunda daha çok çalışıp, daha çok üreterek sahip çıkabileceğimize inanıyorum.

Bu düşüncelerle, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha rahmet ve şükranla anıyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.